KENTSEL DÖNÜŞÜMDE APKİS MODELİ “Turkish mortgage “ krizi tetikler mi?
Kentsel dönüşüm proje ve uygulamalarına aşına olmayan okuyucular için bazı ön bilgiler. Şu anda furya halinde yürütülmekte olan Kentsel döşüm faaliyetleri 2012 yılında kabul edilen 31.05.2012 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 6306 sayılı AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ HAKKINDA KANUN ve revizyonları ile bu kanunun çizdiği çerçeveye ve rotaya uygun, uygulama yönetmelikleri, tebliğler, CB kararnameleri, değişik kurumsal yapılanmalarla külliyetli bir kentsel dönüşüm mevzuat havuzu oluştu. Bu mevzuat havuzuna göre 2020-2023 pandemi döneminden sonra uygulamalar hız kazandı, günümüzde bir kentsel dönüşüm furyası tam gaz devam ediyor.
Kentsel
dönüşüm uygulamalarında yaygın olarak kullanılan APKİS SÖZLEŞME modelini biraz
irdeleyelim. APKİS’in açılımı Arsa Payı Karşılığı İnşaat Özleşmesi. Bu sözleşme
modeline göre; dönüşüme karar veren kat malikleri, yani daire sahipleri
yüklenici (müteahhit) adaylarından teklifler alıyorlar. Maliklerin
mutabık kaldığı yüklenici ile sözleşme yapılacak. Bir sözleşmenin en önemli
maddesi ödeme konusudur. Yüklenicinin sunduğu hizmeti malikler nasıl ödeyecek?
Mevcut ihale yasası ve ilgili mevzuata göre yaygın uygulama şekli NAKDİ
ÖDEME’dir. APKİS modeli nakdi ödeme yerine AYNİ ÖDEME, bir nevi TAKAS ticareti
yolu ile nakit ödeme gücü olmayan maliklerin de kentsel dönüşüm sürecine kolay
katılabilmelerini sağlamak için düşünülmüş bir model. Maliklere arsa paylarının
bir kısmını yükleniciye devrederek kentsel dönüşüm sürecine katılmalarına
teşvik ediyor.
APKİS’in
Uygulama pratiği nasıl oluyor, biraz da ona bakalım. Her apartmanın veya çok
bloklu sitelerin üzerinde inşa edildikleri parselin yüzey alanına (m2) ve
bulunduğu mevkie göre belediyeler tarafından belirlenmiş kullanılabilir inşaat
alanı hakkı var. Bu hakları belediyeler İMAR DURUMU kriterler kümesi olarak
ilan edip arşivlerinde saklıyorlar. TAKS (Taban alanı katsayısı), KAKS(Konut
alanı katsayısı=EMSAL), bina yükseklikleri İMAR durumunda belirlenmiştir.
Kentsel dönüşümle yenilenecek bağımsız konutlar veya işyerleri, blok
apartmanlar, çok bloklu siteler bu kriterlere göre yenilenmek zorunda. Her
bağımsız bölümün arsa payı, kullandığı inşaat alanı ile orantılı olarak tapu
senedinde ve tapu sicil defterlerinde kayıtlıdır.
APKİS
modeli sözleşmenin esası, yüklenicinin hizmetinin bedelini maliklerin arsa
paylarının belli orandaki kısmını talep etmesidir. Bunun anlamı toplam inşaat
alanının belli yüzdesini yüklenici almakta, bu alanda yapacağı bağımsız
bölümlerin satış gelirleri ile inşaat maliyetlerini ve risk ve karlarını
sağlamaktadır. Yüklenici ile malikler arasındaki arsa veya kullanılabilir
inşaat alanı paylaşım oranları bölgelere, kentlere ve semtlere göre değişkenlik
gösteriyor. Yükleniciler rantı yüksek yörelerde daha düşük oranlarla
çalışabiliyorlar, rantı düşük yörelerde daha yüksek oranlarla çalışıyorlar.
İstanbul’da semtlere göre yükleniciler ve malikler arasındaki pay oranları
kabaca şöyle: %30-50 aralığında
yüklenici payı, %70-50 Aralığında maliklerin pay oranları seyrediyor. Bu
oranlara göre maliklerin arsa payları da kullanılabilir inşaat alanları yani
daireleri küçülecek, buna karşılık yüklenicin payına düşen arsa payları
üzerinde yapacağı yeni daireler gayrı menkul pazarına
sunulacak.
Bu verilerden sonra yazımızın başlığı “ KENTSEL
DÖNÜŞÜMDE APKİS MODELİ “Türkish mortgage “ krizi tetikler mi ?” sorusunun
yanıtını arayalım. Sayısal verilerle süreci resmetmeye çalışalım. Örneğin
100 daireli bir siteyi, %30-70 pay oranı ile bir yüklenici APKİS modeli
sözleşme ile üslendi. Mevcut malikler için %70 arsa payı üzerine %30 oranında
küçülmüş 100 daire yapacak. Yüklenici de %30 arsa payına karşılık aynı büyükte
30 daireyi gayrı menkul pazarına sunacak, yanı pazara ARZ EDECEK. Bütün
Türkiye çapında APKİS sözleşme modeli ile kentsel dönüşüme giren apartman ve
siteleri düşünürsek Gayrı Menkul pazarına sunulan konut ARZ’ı, iyimser bir
tahminle %20-30 artacaktır. Serbest Pazar ekonomisi koşullarında yaşadığımıza
göre kapitalist sistemin ARZ – TALEP KANUNU halen yürürlükte.
Yürürlükteki ARZ – TALEP kanununun TALEP tarafı nasıl seyrediyor, ona
bakalım. Konut talebi genel olarak, olağan koşullarda nüfus artışına paralel
seyir izler. Yaklaşık olarak, nüfus artış oranı ile konut talep artış oranı
yakın seyreder. Ülkemizde nüfus artış oranı %2’nin altına düştü. KONUT TALEP
artış oranı da %2 mertebesindedir. ARZ -TALEP kanunu terazisine koyarsak, ARZ
ile TALEP arasında UÇURUM derecesinde fark oluşuyor. ARZ, TALEBİN 25-30 katı
kadar genişliyor. Yaygın tabirle devasa bir konut balonu devamlı şişiyor. Bu
kadar uçurum derecesindeki bir dengesizliğin kaçınılmaz sonucu, balonun
patlaması ve yıkıcı bir ekonomik krizdir. Ben bu krizin çok uzak olmayan
bir gelecekte patlayacağına inanıyorum. Çok konuşulan “yabancı alıcılar” bu
gidişi nasıl etkiler yaşayıp göreceğiz.
ABD böyle bir krizi 2007-2009 arasında
yaşadı. Bankalar kredi notu düşük kişilere bol keseden değişken faizli konut
kredisi dağıtmaya başladılar. Bunu gören inşaat şirketler konut sektörüne
yüklendiler. Konut ARZ’ı aşırı arttı balon şişmeye başladı ve 2007 yılında
balon patladı, Gayrı Menkul piyasası çöktü. İlk darbeyi inşaat şirketleri
aldı, arkasından bankalara, ödemeler dönmemeye başladı, 2008’de finans krizi
patladı 2009 sonuna kadar krizin etkileri devam etti. Bu kriz iktisat tarihine
MORTGAGE krizi olarak girdi.
APKİS sözleşme modeli ile Türkiye’nin; ABD’nin 20 yıl önce yaşadığı krizi çok
uzak olmayan bir gelecekte yaşayacağını tahmin ediyorum. Bunu önlemenin
alternatif yolları var. Önemli bir malik çoğunluğu dairesinin M2’sini
düşürmeden ödemesini arsa payı ile değil nakit ödemek istiyor. 3+1 dairesini
2+1’e küçültmek istemiyor. Böyle bir durumda yüklenici arsa payı düşecek, konut
pazarına sunacağı daire sayısı azalacak, dolayısıyla ARZ – TALEP dengesi daha
kontrol edilebilir seviyelere inecektir. Mesela yukarıdaki örneğimizde 100
daireli site 130 daireli değil 110 daireli bir site olabilir, 30 daire değil 10
daire pazara giriş yapacak. APKİS bu seçeneği dışlamıyor.
Bu konuda
Müteahhitler nakit ödemeye sıcak bakmıyorlar. Alacaklarını gayrı menkul olarak
(ayni ödeme) almayı tercih ediyorlar, malikleri de ona göre yönlendiriyorlar,
hatta malikler arasından yandaşlar devşirerek süreci istedikleri yöne sürüklemeye
çalışıyorlar. Gerekçe olarak da Türkiye’nin kronik enflasyonlara maruz
kalmasını gösteriyorlar. Kendi ayaklarına kurşun sıkıyorlar gibi geliyor bana.
Bu gidişatın sonunda patlayacak konut balonu ve onun artçı sarsıntıları ile
oluşacak kriz en başta inşaat sektörünü vuracaktır, devamında bütün sektörlere
yayılacaktır. Yaşayıp göreceğiz, umudum, hayatın beni haksız çıkarması.
AHMET AKKÜÇÜK / 14.10.2026
Yazar Sayfası:
Yazarın Köşesi:
/ Tarih: 14.10.2026 17:56 / Okunma = 89











